Bazı şeylerin varlığı veya yokluğu insanlar açısından soru işareti olabilir. Özellikle olay soyut kavramlara geldiğinde o şeyin varlığı veya yokluğu insan açısından bir probleme dönüşmeye başlayabilir. Ardından gelen süreçte insanın soyut kavramları reddetme veya inkâr etme veya yok sayma gibi seçenekleri olabilir. Somut kavramlarda reddetme veya yok sayma pek fazla yapılamayacak bir şeydir. Çünkü elimizde tuttuğumuz, gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz, dokununca hissettiğimiz, yani duyu organlarımızla algıladığımız bir şeyin varlığını reddetmek o kadar da kolay değildir. Eğer hayal gören veya halüsinasyon gören birisi değilsek, aklımız başımızdaysa bizim var olduğunu gördüğümüz o somut şeyi başka insanlar da görecektir.
Örneğin bir masanın orada durduğunu sizin gibi pek çok insan görebilir, dokununca hissedebilir ve o somut şeyi inkâr edemezsiniz. Ama mesele soyut kavramlara geldiğinde, örneğin fikirler, ideolojiler veya duygular gibi bu tarz kavramların varlığı veya yokluğu sizin o kavramı inkâr edip etmemenizle doğru orantılı olarak gitmeye başlayabilir. Özellikle olay duygulara geldiğinde iş çok daha farklı bir noktaya evrilmeye başlar. Duygular zaten insan icadı soyut kavramlar oldukları için sizin duyguları inkâr etmeniz aslında kendi hayatınızda o duygunun yok olmasını sağlamaya başlar.
Ve böylece bir bakmışsınız ki soyut kavramlar söz konusu olduğunda siz inkâr ettiğiniz bir şeyi itmeye, hayatınızdan uzaklaştırmaya başlarsınız. Örneğin sevgi denilen kavrama inanmayan bir insan bu kavramın zamanla hayatından çıkmaya başladığını görebilir. Çünkü buna inanmayan bir insan davranışlarını da buna göre düzenlediği için ve başkalarına sevgi göstermemeye başlayacağı için başka insanlar da ona sevgi göstermeyecektir. Sonra bir bakmışsınız ki sevgi denilen kavram ortadan kalkmış. Ama o insan için kalkmış. Yani olay soyut kavramlar olduğunda inkâr ettiğimiz şeyleri hayatımızdan uzaklaştırmaya, itmeye başlıyoruz.
kaptanfilozof06
Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız