İnsanlar birbirlerini ayırırken zaman içerisinde gözle görülmeyen sınıflara böldüler. Aslında insanları doğaya salsanız genellikle hepsi aynı şekilde sürünecektir. Yani bir insan zengin diye, kültürlü diye, bilgili diye bunlara sahip olmayan bir insandan daha az acı çekmeyecektir. Herkes acıkacak, herkes üşüyecek, herkes yaşam mücadelesi verecektir. Ama insanlar genellikle yaşadıkları toplumda üç temel öge üzerinden birbirlerini sınıflara ayırdılar. Bunlardan birincisi maddi varlığa göre sınıflara ayırmak, ikincisi kültür seviyesine göre sınıflara ayırmak, üçüncüsü bilgi birikim seviyesine göre sınıflara ayırmak.
Yani insanlar kendi yarattıkları kavramlar üzerinden birbirlerini sınıflara ayırdılar. Aslında tüm bu ayrımın özünde kimin daha güçlü veya kimin daha güçsüz olduğu var ama konu doğrudan bu şekilde ifade edilmek yerine kültür, bilgi birikim ve maddiyat üzerinden ifade ediliyor. Oysa ki en güçlü olanın genellikle bilgisi, kültürü ve parası daha fazla oluyor. Ama durum bu şekilde izah edilmiyor tabii. Ve toplumsal sınıflar bu şekilde ortaya çıkıyor.
Aslında toplumsal sınıf dediğimiz şey bireylerin kendi kafalarında inandıkları bir yalandan ibaret. İnsanların bu toplumsal sınıfları aşabilme potansiyeli olabilir. Ancak bunu kimse genellikle idrak edemez ve kendi kaderini kabullenmişcesine içinde bulunduğu konumda yaşamaya devam eder. Konfor alanını terk etmektense içinde bulunduğu konumu sürdürmeye devam eder. Oysa ki tüm o toplumsal sınıflar birer yalanın sonucudur. İnsanların kendisine söylediği yalanların sonucudur.
kaptanfilozof06
Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız