Sultan III. Murad zamanında, Nakkaş Osman tarafından hazırlanmış, yaklaşık 1585 yıllarına ait "Sürname-i Hümayun" adlı eserde yer alan minyatürler incelendiğinde, padişah huzurunda yapılan geçit törenlerinde camcı ve şişeci esnafın yer aldığı görülüyor. Geleneksel Türk-Osmanlı camcılığının temelini oluşturan cam atölyeleri, 1610'lu yıllardan itibaren, İstanbul çevresi olarak bilinen Eğrikapı, Balat, Ayvansaray ve Bakırköy atölyelerinde toplanmıştı. Bu atölyelerde yurt dışından sultan tarafından getirtilen yabancı ustalar da çalışmışlardı. Sultan I.Mahmut (1730-1754) döneminde Fransa'dan billur ustaları getirilmiş, İstanbul'da bulunan cam atölyelerinde billur eserler yaptırılmıştır.
19. yüzyılın başlarında ise Osmanlı cam sanatında yeni bir gelişme gözlendi. Mehmed Dede isimli bir Mevlevi, Sultan III. Selim (1789-1809) tarafından cam sanatını öğrenmek ve bilgisini geliştirmek üzere İtalya'ya gönderildi. Bu kişi bir süre orada çalıştıktan sonra İstanbul'a geri döndü ve Boğaz'ın Anadolu yakasındaki Beykoz ilçesinde bir cam atölyesi kurarak cam eşya üretimine başladı. Zaman içinde buna ek olarak, Paşabahçe, Çubuklu ve İncirköy civarında da pek çok irili ufaklı atölye kuruldu ve çeşitli eşyalar üretildi.
İşte, bu imalathanelerde üretilmiş camların hepsine birden "Beykoz işi cam eşya" ya da "Beykoz camları" diyoruz. Beykoz işi cam eşyanın (kase, şekerlik, daldırma gibi), tutamaç kısımlarının bazısı Mevlevi sarığı biçiminde olduğu gözleniyor. Bu özellik, "cam ustası Mevlevi Mehmed Dede'nin Beykoz işi cam eşya üzerindeki etkisi" olarak değerlendiriliyor. Beykoz camcılığı, her ne kadar, yabancı ülkede öğrenilen teknik ve bilgilerin ya da bazı yabancı cam ustalarının ülkemizdeki çalışmaları ışığında gelişim göstermişse de, zaman içinde üretilen cam eşyanın Türk sanat ruhunu, naifliğini ve estetiğinin yanısıra, ülkenin temel kültürünü yansıttığı da biliniyor.
probiyotik
Yorumlar
Cam sanatımız da varmış
muhteşem bir zanaat
Yorum yazmak için lütfen giriş yapınız